padişah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
padişah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2010 Pazar

Öyle Bir Hayvan Tanımıyorum

Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah, vezire:

- En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin! demiş. Vezir:

- Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun, diye itiraz etmiş.

Tartışma uzayınca padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar:

- Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?

Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da padişahla vezir.

- İneğim, demiş.

- Keçin mi büyük, öküzün mü?

Çoban:

- Öküzüm tabii, deyince asıl soruyu yöneltmişler çobana:

- Söyle bakalım. Padişahın mı büyük, vezirin mi?

Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:

- Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!

9 Aralık 2010 Perşembe

Servetin Değeri

Padişah malıyla mülküyle makamıyla mevkisiyle çok övünürmüş. Bir gün yemek yerken padişahın canı su istemiş. Bardağı eline alınca oradaki alim zatların ileri geleni demiş ki:

- Padişahım siz kendinizi bir çölde farz edin. Yanınızda suyunuz ve yiyeceğiniz yok. Siz de uzun bir süre bir şey yiyip içemediniz. Susuzluğunuz şiddeti arttı ve ‘Öleceğim’ dediniz. Ölümü beklerken adamın biri elinde bir bardak suyuyla çıkıp geldi. Hemen o suyu istediniz ama karşınızdaki kişi ‘Veririm ama karşılığını isterim’ dedi. Ne yaparsınız? diye sorar.

Padişah servetinin yarısını bir bardak suya vermeye tercih etmiş. Bunun üzerine alim:

- Peki buyrun için, demiş. alim bu kez:

- Efendim bu suyu içtiniz ama şimdi de boşaltamıyorsunuz. Doktor geldi ve bu suyu çıkartmak için sizden bir şey vermenizi istedi. Ne yaparsınız? diye sorar. Padişah:

- Mülkümün yarısını veririm, cevabını verince alim:

- Padişahım bir bardak su için mülkünün yarısını verdin, onu dışarı çıkartmak için de yarısını verdin. Demek ki sizin mülkünüzün değeri bir bardak su kadar.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Borcunu Öde

Padişahın biri;

- Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim! demiş.

Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;

- Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.

- Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..


- Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..

-... Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..


- Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!

- Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.

Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;

- Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..

14 Ocak 2010 Perşembe

Karpuzcunun Hali

Bir gün padişahın biri bir emir vermiş;

- Çevreden geçen tüm seyyar satıcıları bana getirin demiş.

Vezirleri dışarı çıkmış bir bakmışlar erik satıcısı geliyo hemen yakalayıp padişahın yanına götürmüşler.

Padişah;

- Bütün eriklerin .ötüne sokulmasını emretmiş.

Onlarda yapmış bu arada adamda can acısından ağlayıp duruyormuş. Arkadan elmacı gelmiş ona da aynısını yapmışlar. O daha da fazla ağlamış. Ondan sonra da ayvacı padişah yine aynı emri vermiş. Ama bu sefer ayvalar girdikçe ayvacı gülüyormuş bu padişahın dikkatini çekmiş;

- Bundan önce gelenlere daha küçüğünü sokturdum ama onlar ağladı sen niye gülüyorsun diye sormuş.

Ayvacı;

- Ben arkadan gelen karpuzcuyu düşünüyorum demiş...

Yeni Eklenenler