park etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
park etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2010 Pazartesi

Zengin Temel

Temel ile Dursun Amerika'ya iş aramak için gitmişler. Aylar geçmiş bir iş bulamamışlar. Sonunda Temel:

- Dursun bu iş böyle olmayacak. İyisi mi sen doğuya git ben de batıya gideyim. Belki ayrı ayrı daha çabuk iş buluruz. Bir yıl sonra bu parkta buluşuruz, demiş.

Ayrılmışlar, aradan bir yıl geçmiş. Temel buluşacakları parka yarım saat önce gelmiş. Bir süre sonra Dursun gelmiş ama altında son model bir araba, birkaç tane koruma havalı havalı Temel'in yanına gelmiş. Temel:

- Ula Dursun bu ne nasıl böyle zengin oldun?

Dursun:

- Kafamı çalıştırdım, bir makine icad ettim.

Temel:

- Nasıl bir makina?

Dursun:

- Erkekler tuvaletinde pisuarın yanına bir makine koydum. 1 Dolar atıyorsun; aleti yerinden çıkarıyor, işettiriyor, sonra yıkayıp yerine koyuyor. Böylece çok zengin oldum, demiş.

Sonra beraber biraz gezmişler yemek yemişler. Dursun Temel'e biraz harçlık vermiş. Bir yıl sonra yine aynı parkta buluşmak üzere ayrılmışlar. Bir yıl sonra bu kez Dursun biraz erken gelmiş. Biraz sonra Temel gelmiş ama altında Limuzin, yanında 2 tane Amerika'nın en güzel mankenleri, korumalar... Dursun sormuş:

- Ula Temel bu ne hal. Nasıl böyle zengin oldun?

Temel:

- Kafamı çalıştırdım, bir makine icad ettim. Erkekler tuvaletinin yanında pisuarların yanına bir makina koydum. 1 Dolar atıyorsun makinaya, aleti yerinden çıkarıyor, işettiriyor sonra yıkıyor.

Dursun:

- Ula benim makinadan farkı ne ki?

Temel:

- Benimki 2 dolar vermezsen bırakmıyor...

10 Aralık 2010 Cuma

Garajda Kalsın

Temel ile Fadime, tayinleri nedeniyle Erzurum'a taşınırlar. Malum, Erzurum bol kar yağan bir yer. Kar yağdığı bir gün akşam üzeri, Temel'le Fadime evde otururlarken belediye hoparlöründen bir anons:

- Sayın sokak sakinleri, lütfen arabalarınızı sokağın sol tarafına park edin, sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecektir.

Temel, evden çıkar ve arabasını sokağın sol tarafına park eder. Ertesi akşam, yine belediye hoparlöründen bir anons:

- Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sağ tarafına park ediniz, sokağın boş bırakılan tarafındaki karlar temizlenecektir.

Temel yine dışarı çıkar ve arabasını sokağın sağ tarafına park eder. Ancak bu arada kar yağmaya da devam etmektedir. Bunun sonucu olarak sokakların her gün temizlenmesi gerekmektedir. Nitekim 3. günün akşamı yine bir anons:

- Sayın sokak sakinleri, lütfen arabalarınızı sokağın ....? tarafına park ediniz, sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecektir.

Ancak anons sırasında ses de bir kopukluk olduğu için ne Temel ne de Fadime arabaların sokağın hangi tarafına park edileceğini anlayamamışlardır. Uzun bir süre sokağın hangi tarafına park edecekleri konusunda tartışırlar ve bir türlü bir karara varamazlar. En sonunda Fadime:

- Ula Temel, der. Madem, arabanın sokağın hangi tarafına park edileceğini anlamadık, bugün de araba garajda kalsın...

30 Kasım 2010 Salı

Fazla Konuşma

Temel'le bir adam parkta oturuyormuş. Temel de sigara içiyormuş. Adam dumandan rahatsız olmuş. Dönmüş Temel'e ve sormuş:

- Kaç yıldır sigara içiyorsun?

Temel cevap vermiş:

- 30 yıl.

Adam başlamış nasihata:

- Bak 30 yılda sigaraya verdiğin parayı biriktirsen şu karşıdaki lüks villa ve önünde duran son model araba senin olabilirdi. Temel dönmüş ve sormuş:

- Sen sigara içiyor musun?

Adam cevaplamış:

- Ben hiç sigara içmedim.

Temel tekrar sormuş:

- Peki şu villa ve lüks araba senin mi?

- Hayır!

Temel hemen eklemiş:

- Fazla konuşma o zaman. Onlar benim.

28 Kasım 2010 Pazar

Bu Kadar da Olmaz

Karı - koca sinema dönüşü bir bara gitmişler. Masaya oturur oturmaz kadının gözü barda tek başına içen adama ilişmiş. Biraz dikkatlice bakınca:

- Aaa o! deyivermiş.

Kocası da meraklanmış:

- Kim o?

- Seninle evlenmeden önce çıktığım çocuk. Biliyor musun ayrılırken onu burada bırakmıştım. Demek 7 yıldır aynı yerde içiyormuş.

Kocası başını sallamış:

- Onun bu durumunu çok iyi anlıyorum ama bir olay bu kadar uzun süre kutlanmaz ki...

"Dürüst Adam:" Temel

Temel çok güzel bir Rus kadınıyla evlenen Dursun'un karısına kafayı takmış. "Ne yapsam da bu kadınla birlikte olsam?" diye içi içini yiyormuş. Bir gün temel dayanamayıp Dursun'un karısı Eva'nın yanına gitmiş:

- Senden çok hoşlandım seninle birlikte olmak istiyorum.

Eva:

- Hay hay, neden olmasın ama 100 dolarını alırım. Müsait olunca ben seni ararım gelirsin.

Ertesi gün Eva, Dursun işe gittikten sonra Temel'i aramış:

- 100 doların hazırsa hemen gel demiş.

Temel:

- Hazır hazır, hemen geliyorum.

Temel 100 doları Eva'ya verdikten sonra işi bitirmişler ve Temel evden çıkıp gitmiş. Akşam Dursun eve geldiğinde:

- Hanım Temel bugün buraya geldi mi? diye sorar.

Eva tedirgin bir şekilde:

- Şeeeyyy geelldii...

Dursun:

- Peki sana 100 dolar verdi mi?

Eva:

- Şey, Dursun verdi ama dinle beni...

Dursun:

- Temel sabah koştura koştura yanıma geldi: "Dursun bana acil 100 dolar lazım öğleden sonra size uğrar yengeye bırakırım" dedi. Ulan bu Temel çok dürüst adam ya!..

23 Kasım 2010 Salı

Öldü Orospular

Pazar günki ayinin sonunda, rahip her zamanki gibi pazar sohbetini yaptı ve konuşmasını şu soruyla bitirdi:

- Demek ki, Rabbim adına ne yapmamız lazım, düşmanlarımızı affetmemiz lazım. Öyleyse, bu sohbetimiz ardından, aranızdan kaçı düşmanlarını affetti?

Cemaatin %80'i ellerini kaldırdı. Rahip, sorusunu yineledi... Bu kez hepsinin elleri havadaydı, yukarıdaki yaşlı teyze hariç... Rahip sordu:

- Mrs. Neely? Hayırdır? Düşmanlarınızı affetmek size bu kadar mı zor geliyor?

Mrs. Neel titrek ve son derece şeker haliyle:

- Düşmanım yok ki!!!

Cemaatten uğultular, şaşkınlık ifadeleri yükseldi. Rahip devam etti:

- Ooo bu gerçekten inanılmaz güzel bir şey!!! Kaç yaşındasınız Mrs. Neely?

- 98!

Cemaat ayağa kalkmış, gözyaşları içinde onu alkışlıyordu...

- Mrs Neely, lütfen, şöyle yanıma gelir misiniz? Lütfen yavaş! Yavaş.. Aman dikkat... Hah! Şimdi, cemaate dönelim... Evveeett! Lütfen buradaki müminlerimize bu işin sırrını söyler misiniz? Nasıl oluyor da insanın 98 yıl gibi uzun bir ömür de hiç düşmanı olmuyor?
Yaşlı kadın küçük ve titrek adımlarla rahibe sırtını döndü, cemaate baktı:

- Öldü orospular..!!

Matematikte Düşünüş Biçimi

Matematik öğretmeni ilkokul çocuklarına sormuş:

- Ağaçta 5 kuş var. Birini vurdum kaç kuş kaldı.

Ahmet hemen:

- Hiç kalmaz. Çünkü sesten hepsi uçar, demiş.

Öğretmeni bunun üzerine :

- Olmaz öyle şey, diye cevap vermiş. Burası matematik dersi.5 taneden biri vurulursa 4 tane kalır. Ama düşünüş biçimini beğendim.

Ahmet fena halde hırslanmış :

- Bende bir şey sorabilir miyim öğretmenim, demiş.
Sor bakalım.

- 3 kadın dondurma yiyor, biri ısırarak, biri yalayarak, biri emerek yiyor. Bunlardan hangisi evli.

Öğretmen kızarıp bozarmış. Sonunda :

- Bilemem, demiş. Emen mi?

Ahmet cevabı yapıştırmış:

-Yoo, parmağında alyansı olan. Ama düşünüş biçiminizi beğendim..

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bu İmkansız

Kadının biri kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış, kadın lambayı kumların içinden çıkarmış, ovalamış. Lambadan cin çıkmış ve:

- Sadece bir dilek hakkın var, iyi düşün öyle dile demiş.

Kadın hiç tereddüt etmeden, cebinden bir harita çıkararak:

- Bütün dünyada zulmün, savasın, açlığın bitmesini istiyorum. Bu haritadaki ülkeleri görüyor musun? Bu ülkelerin birbiriyle savaşmayı bırakmasını, her yere barışın gelmesini diliyorum.

Cin haritaya bakmış ve dehşetle:

- Tanrı askına Kadın! Bu ülkeler binlerce yıldır savaşıyorlar. Tamam, işimde iyiyim ama o kadar da değil! Bunu yapılabileceğimi sanmıyorum. Başka bir dilekte bulun, diye bağırmış.

Kadın birkaç dakika düşünmüş ve:

- Hayatım boyunca doğru bir erkek bulamadım. Bilirsin; hem ince düşünceli, hem dürüst, hem karizmatik , hem eğlenceli biri, sevecen, ilgili ve ömür boyu sadık olacak erkek diliyorum demiş.

Cin derin derin bir iç çekmiş:

-Uzat şu kahrolası haritayı...

19 Kasım 2010 Cuma

Sarışınların İddaası

İki sarışın beraber televizyonda bir kovboy filmi seyretmektedirler. Filmin bir düello sahnesinde birinci sarışın arkadaşına:

- Var mısın 10 Lira iddaasına... Kısa boylu kovboy düelloyu kazanacak.

- Varım, uzun boylu kazanacak.

Düelloyu kısa boylu kovboy kazanır. Kaybeden parayı uzatır. Kazanan sarışın:

- Koy parayı çantana, ben bu filmi önceden görmüştüm der.

Bunun üzerine kaybeden sarışın:

-Bende görmüştüm de, lakin bu sefer de kısa boylu kovboyun kazanacağını hiç tahmin etmemiştim.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Paraşütçü Temel

Temel ile İdris, askerde paraşütçülük eğitimi alıyorlarmış. Komutan:

- Şimdi bir deneme atlayışı yapacağız. Aynı anda atlayacaksınız. İlk paraşüt açılmazsa paniklemeyin, ikinciyi deneyin, der.

Atlamışlar...Temel birinci paraşütü çekmiş; açılmamış. İkinciyi denemiş; o da açılmamış. Hızla aşağı inerken İdris’e bağırmış:

- Uyy ula İdris, iki paraşütte açılmiy, yere çakılıp öleceğum.

İdris kendinden emin, demiş ki:

- Korkma Temel haçan bu sadece denemedur.

16 Kasım 2010 Salı

Salak Karı

İki kadın öldükten sonra ahirette sohbete başlamışlar:

- Selam, benim adım Fatma...

- Selam, benimki de Sevda. Bu arada sen nasıl öldün?

- Donarak öldüm.

- Offf yaaa çok korkunç...

- Yok o kadar kötü değildi aslında. Soğuktan titremem geçince ısınmaya başladım ve birden bir uyku bastı ve sonunda huzur dolu bir ölüm gerçekleşti. Peki sen nasıl öldün?

- Ağır bir kalp krizi geçirdim. Kocamın beni aldattığını sandım, onu iş üstünde yakalamak icin eve erken geldim, fakat evde tek başına televizyon seyreder halde buldum.

- Sonra ne oldu?

- Kesinlikle evde başka bir kadının olduğundan emindim, bütün evi aramaya başladım. Çatıyı ve hatta yatakların altını bile aradım fakat bulamadım. Ama tempolu koşturmaktan dolayı aşırı yorulmuştum. Yorgunluktan kalp krizi geçirdim ve öldüm.

- Salak karı keşke derin dondurucuya da baksaydın. Eğer bakmış olsaydın şu anda ikimiz de yaşıyor olacaktık....

15 Kasım 2010 Pazartesi

Ferrari Fıkrası

Bir gün zengin bir genç son model Ferrari'siyle yolda ilerlerken ; karşısına çıkan kırmızı ışıklarda durmuş. Durmaya kalmadan arkadan korkunç bir sesle bir kamyon Ferrari'ye bindirmiş. Kazanın heyecanıyla kamyoncu inmiş arabadan ,başlamış genç çocuğa yalvarmaya:

- Abi affet beni, ben bu arabanın masrafını ödeyemem evde çoluk çocuk açlar abi... Şeklinde ağlayıp ayaklarına kapanmış. Genç çocuk da sonunda dayanamamış:

- Tamam peki peki deyip affedip koyulmuş tekrar yola.

Yolda arkası göçmüş Ferrari'yle ilerlerken tekrar bir kırmızı ışıkta durmuş ve tekrar bir kamyon arkadan gelip arabaya çarpmış. Tabi genç artık büyük bir sinirle arabadan inmiş. Arabaya çarpan kamyoncu ise hiç istifini bozmadan kafasını camdan dışarı çıkarmış:

- Abi benim ben...

Şimdi Bulamıyorum

İyice nezle olan genç kadın, davetli olduğu akşam yemeğine giderken önlem olarak yanına 2 mendil birden alır. Birini çantasına koyar. Ötekini de göğsünün içine, sütyenine sokuşturur.

Yemeğin sonunda, tatlılar ve meyveler yenirken, kadının burnu birden akmaya başlar. Çantasındaki mendilin epey kirli olduğunu bildiğinden, usulca elini göğsüne sokup diğerini almak ister. Ancak o da iyice aşağı kaymış olacak ki, elini göğsüne daha çok sokar, bir sağa bir sola gezdirir, bakar böyle olmuyor, ikinci elini de devreye sokar...

Ve o anda; ziyafet masasındakilerin susmuş, dikkatle kendisine baktıklarını fark eder. Kızarık burnuyla yarışan kıpkırmızı suratıyla, iki elini de hemen çeker göğsünden:

- Hay Allah! Gelirken, her ikisi de vardı, şimdi bulamıyorum...

Biz Bu Boku Niye Yedik?

Ağa sabah kalktığında kahyasına arabanın hazırlanmasını, şehre ineceğini söyler. Kahya hizmetlilerin de yardımıyla, en iyi koşumlarla en iyi iki atı arabaya koşar. At araba, atların süsü, arabanın boyası ile göz kamaştırmaktadır.

Ağa ve kahya arabaya kurulurlar. Ağanın işareti ile araba hareket eder. Bu hareket sırasında ağa, şu atlara bak, şu arabaya bak, kimde var böylesi. Diye düşünerek kasılmaktadır. Aynı anda kahyanın da aklından; ömrüm el kapılarında geçecek, keşke şu at araba benim olsaydı diye geçirirken, Ağa birden bire, arabayı durdurmasını ister kahyadan. Kahya arabayı durdurur. Bu arada köyün dışına çıkmışlardır. Ağa kahyasına dönerek, bu at arabanın senin olmasını ister misin? diye sorar.Kahya şaşkınlıktan gözleri yerlerinden fırlayacak gibi, Şaka mı bu ağam. Diye sorar.

Ağa hayır diyincede ama ağam benim atı alacak kadar param yokki der. Ağa da para istemiyorum atın b.kunu ye bu atla araba senin olsun der. Kahya atın b.kunu yedikten sonra şehre doğru yola devam ederler.Şehirden eve dönerken ağayı sıkıntı basar. Ağa ben atla arabayı bu kahyaya verdim şimdi köylüye ne derim diye kendine sorular sorar.Sonra dayanamayıp kahyaya;

- Kahya bu atla arabayı bana satarmısın? diye sorar. Kahya:

- Satmam ama atın b.kunu yersen sana atla arabayı geri veririm der. Ağa da köylüye mahçup olmamak için atın b.kunu yer.. Köye yaklaştıkları sırada kahya gülmeye başlar. Ağa merak edip sorar:
- Kahya niye gülüyorsun? diyerek..

Kahya da ağaya dönüp:

- Ağam sana bir sorum olacak der. Ağa sor bakalım diyince kahya sorusuna başlar:

-Ağam der.. Biz köyden çıkarken bu atla araba kimindi.Ağa cevap verir:

-Benim..

- Şimdi köye geri gidiyoruz bu atla araba kimin..Ağa tekrar cevaplar:

- Benim..

Kahya bombayı patlatır:

-Ağam o zaman sen de ben de bu boku niye yedik???

Dikiş Makinası

Çok dindar bir kamyon şoförü ölür ve tabi ki cennete gider. Orada bir iki ay takıldıktan sonra sıkılır ve görevli Hurilere ceheneme gitmek istediğini söyler. Teklifi kabul edilir ve kısa bir ziyaret için cehennem Zebanilerine teslim edilir ve gezinti başlar.

İlk odaya gelince sehpada bir kadın onun başında bir Zebani, Zebani'nin elinde bacak büyüklüğünde bir iğne 20 dakikada bir kadına sokup çıkartıyor. Kadın feryatlar içinde bağırıyor.

Şoför sorar;

- Nedir bunun günahı?

Cevap :

- Bu diğer tarafta eşini her yirmi dakikada bir aldatmış ve cezası da bu...

Şoför :

- Ahlaksız kadın haketmiş gebersin...

Bir kat aşağı inerler. Orada bir bakar ki kendi karısı. 5 dakikada bir iğneyi sokup çıkarıyorlar.

Şoför:

- Aman Allahım ahlaksız kadın geber ben senin için çalışayım sen beni her 5 dakikada bir boynuzla hemi. Diye bağırırken; yanındaki zebani omzuna hafif dokunarak;

- Ohooo hemşerim bu neki..? Aşağıda ananı dikiş makinasına bağladık o iğne sokup çıkarıyor...

14 Kasım 2010 Pazar

Ehliyet ve Ruhsat

Adamın biri arabasıyla yola çıkmış. Bir gölün kenarından geçerken kırmızı elbiseli bir adam elini kaldırmış, durmasını işaret etmiş. Adam arabasını durdurmuş.Kırmızı elbiseli adam:

- Merhaba! Ben ormanın kırmızılı ibnesiyim. Karnım çok aç. Bana yiyecek bir şeyler verir misin? demiş.

Adam bir parça ekmek vermiş ve yoluna devam etmiş. Dağlık bir bölgeden geçerken karşısına sarılar içinde bir adam çıkmış. Elini kaldırıp adama durmasını işaret etmiş:

- Ben bu dağın sarılı ibnesiyim. Çok susadım, suyun var mı? demiş.

Adam bir şişe su vermiş, yola devam etmiş. Yol asfalta çıkmış. Bir zaman geçtikten sonra mavi elbiseler içinde bir adam el kaldırmış, durmasını işaret etmiş.

Adam sinirlenmiş :

- Söyle bakalım asfaltın mavili ibnesi sen ne istiyorsun?

- Ehliyet ve ruhsat!..

18 Ekim 2010 Pazartesi

Kawasaki Motorsikletli Kro

Kro adamın biri galeriye gider ve:

- Abi bana bir Kawasaki versene der..

Adam bizimkinin tipine bakar:

- Ya kardeşim git işine der..

Bizimki:

- Kardeşim parası neyse vereceğiz der..

Adam motoru verir. Bizimki otobana çıkar hızla bir Ferrari'nin yanından geçerken:

- Sen hiç Kawasaki kullandın mı? der ve Ferrari'deki adam delirir. Alt tarafı iki tekerlekli bir motor beni nasıl geçebilir der ve gaza basar:

- Hehe diyerek Kawasaki'nin yanından geçer.. Kawasaki:

- Sen hiç Kawasaki kullandın mı? diyerek hızla Ferrari'nin önünden geçer.


Ferrari yeter artık der ve bırakır. Ferrari yavaş yavaş gider ve ileriye bir bakar Kawasaki kaza geçirmiş yanına yaklaşıp şöyle der:

- Ya gördün mü? Bu kadar hızlı gidersen sonu budur der ve Kawasakili sinirlenerek şöyle der :

- Lan kaç defa sordum: "Kawasaki kullanmayı biliyor musun?" diye. Frenin yerini bulamadım lan...!

Kaç Anne Kaç

Yaz mevsiminin en sıcak ve en boğucu günlerinden birisinde.çocuk panik halinde eve gelir, kapıyı kırarcasına çalar ve merakla kapıyı açan annesine:

- Anneciğim kaç kaç, durma ne olur kaç kaç!.. demeye başlar. Annesi şaşırır ve korkudan neredeyse kendini kaybeden oğluna :

- Ne oldu yavrum, nedir sorun? diye sorunca çocuk:


-Eve geliyordum, iki amca kan ter içinde elektrik direği taşıyorlardı. Merakımdan onlara, Amca bu direği ne yapacaksınız diye. Cevap vermeyince bir daha sordum. Ters ters baktılar. Ancak merakımı yenemeyip tekrar ve ısrarla sordum ve gerçeği ögrendim... NE OLUR KAÇ ANNE KAÇ !...

Araba Park Etme

Adamın biri bardan içeri koşarak girmiş ve barmene hemen bana bir viski demiş. Viskiyle ağzını çalkalayıp tükürmüş ve barmenden hemen tekrar doldurmasını istemiş. Yine ağzını çalkalayıp tükürmüş.

Barmen merak edip sormuş:

- Neden böyle yapıyorsunuz? Adam da;

- Tam demiş barın önünde tek arabalık bir park yeri vardı. Ben tam park edecekken başka bir araba oraya park etmek istedi. Ben de arabamdan inip oraya park edersen benim ağzıma sıçsınlar dedim...

17 Ekim 2010 Pazar

Hataylı Pehlivan

Köyün bir pehlivanı varmış. Bu pehlivanı kimse yenemiyormuş. Bir gün, genç bir güreşçi, köyün imamına başvurmuş:

- Hocaefendi, bana bir muska yaz, güreşte galip geleyim. Pehlivanın sırtını yere getireyim.


Hocaefendi muskayı yazmış:

- Al, boynuna as, güreşte birinci gelirsin.


Genç "Acaba hocaefendi muskaya ne yazdı?" diye meraklanmış. Eve gidince muskayı açmış, içindeki yazıyı okumuş. Muskada şu yazılıymış:

- Kıçını sık, rakibini yık...

Yeni Eklenenler